14 Mayıs 2014 Çarşamba

süt ve birtakım meseleler


sen beni terkedince herkes gitti
bir kedim yoktu ve hala yok,
benim hiç kedim olmadı zaten ve hala yok.
üstelik senden sonra evren bana hediyesini sunmadı sevgilim,
mektup da göndermedi.
çünkü sadakate inanmıştım ve evreni çok üzmüştüm,
çünkü seni aldatmaktan sayacaktı cümle alem bunu,
ve cümle alem beni aldatsın, seni çok sevsin sevgilim.
denizi gören çocuk gibi, çimeni gören köpek gibi korktum ilkin,
böylece kapına dayandım- düştüm
çünkü senin de kapın hiç olmadı,
ya madem kendini maketlerle, şiirlerle avutacaktın
ve madem ayakta durduğun yerde düşmüş gibi kalacaktın,
neden beni türkfilmlerinin derin uçurumlarından ittin, sevgilim?
uzaklığından korktum sonra, (yoksa ilkin mi)
sonbaharı ve kışı atlatıyorduk, 
tramplen beni yalnız uçlarında ağırlıyordu,
üstelik havuz çok pisti, el değmemiş bir pislikti.
hep düştüm düşecektim ve hep düştüm
elimi kolumu bacağımı gövdemi ve aklımın her köşesini kırdım,
doktorum sen olsaydın hastalığımdan ağlayacaktım.
hep çıkıp koşmamla bilindim, yokuşlara merdivenlere,
usanmadım yine binlerce tramplen çıktım.
hecelerimi düşürdüm sevgilim aynı anda yayımlandım.
beni sevdiler bir sütü iştahla içer gibi, şaşırdım.
Çok içtim, çok ağladım, çok ağrıdım,
benim ağrımdı en çok, hep, hiç bitmek bilmeyen,
bir bipolar kadar sağırdım o zamanlar ve çaresiz vurdum seni
bir sütü iştahla içer gibi, 
sevgilim o çok yorgun ve delicesine iştah;
belki son gecemiz ve ilk kahvaltılar,
omzuna yattığım ve cılız ruhuna daldığım'lar,
aptal saçların ve çocuk suratına duyduğum şefkat
souad massi ve qhir enta sevgilim,
ya da orhan gencebay ve dokunma.
ağzımı açtım ilkin, söyleyeceklerim vardı 
beni dinlemediler,
sen beni terkedince herkes gitti, rakı içtiler.
balık da yediler ama o kısım çok mühim değil,
sen beni terkedince onlar da seni bir kere daha alıp gittiler,
sevgilim, inan en çirkiniydi bu, çünkü sen benimdin,
çünkü sen benimdin ve bütün uzuvlarım önemsiz bir detaydı,
çünkü ellerin küçük bir çocuğun elleri gibi bir bahçeye uzanıyordu
ve hiç bir kelimesini anlamadığın kelimeleri duvarlara yazıyordu.
bazen artık o kadar büyümüş ki artık ölmüş bir adamın elleri gibi
bana vuruyordu, hem de yüzüme, hem de en güzel saçlarıma
ki ben o saçlarımı aynada bile görmemiştim sevgilim 
ama çok güzel olduklarına emindim,
çünkü öyle güzeldim ki beni yok mu etmeliydin?
beni yetimhaneye bırakmadan önce bir a4 ve kalem aldırmalıydın mehmet'e,
ensemden tutup 'söylediklerimi yaz!' diye zorbalık etmeliydin,
beni polislere vermeden önce söyleyeceklerimi dinlemeliydin.
hiçbirini yapmadın ve o gece sarıldık böylece,
o gece hiç sarılmayacaktık sevgilim kulağımda ortaçgil,
bizim fermanımızın mührünü çakmıştılar o gece, yani bitmiştik.
Yani sonra İstanbulda, iki yabancı, iki kırık dal gibi belki 
artık asla boy veremeyecektik.
sevgilim sen yine kocaman adam olmuşsun ama ben belki uzardım daha,
ben belki uzanıp güzel meyvalar koparırdım daha,
belki o güzel meyvaları iştahla yiyip şiirler yazardım o açlığa
ve belki bir meyvem olurdu.
sevgilim ilkin gebereceğim sandım etim bile acıdı.
günlük felan tuttum, yorganı parfüme sıktım- boğuldum,
aşk bir daha mümkün mü derken bir anda oldum,
adımın hecelerini toparladım en çok can'ı buldum,
mevsim ısınıyordu içimde ılık bir şarkı,
yollara çıktım sonra hep kendime vardım.
hüzün son bulmuş dedim, 'artık sevinebilirsin.
ama göğe bakmamalısın. '
bir sarılsam mı dedim hiç bilmese,
hiç bilmese kimse ben bile bilmesem,
sussam konuşurlar sevgilim, bu ne biçim özgürlük.
'gel dese gider misin', sevgilim, bu ne biçim soru.
sen iyisi mi o kahveyeşil göklerini oralarda iyi koru.
aklına düşersem bir tramplenden zıplar gibi,
bir kırlangıcın gövdesini görmüş ama farkedememiş ol,
unutma salıncakta sallanan kadından düşmediğini
hep varolduğunu ve varolacağını, gövdemi an.
ve n'olur yazacaksan bir daha benden
 benim imlalarımı kullan.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder