16 Mart 2014 Pazar

Bulut Adam'a




korkunun gülü
durgunun gölünün
o taa yakın göğüne ulaşamaz
işte tam böyle kıyısız,
limansız, adasız
ve hatta denizsiz seviyordum.
ortalık bomboştu.

biliyordum bağışlanırdı ustaca
hücre bir aklın gardiyanı,
bağışlıyordum.

hiç olmadık yerlerde 
hiç olmadık kulaçlar ata ata 
ruhların dansına gidiyordum
ki gidiyordum.

bir adamın yok gözlerini
büyüterek içimde
ve her deminde bir "mahur beste" alıp da gövdeme
efkâr dolu bir gülüşe baktıkça
hiç bir yere varamayan hasreti andırıyordum.

beni asla duyamayacakları,
belki 'sonra' anlayacakları
ama 'önce' anlamaları gerektiği 
o noktada

asla anlaşılamayan bir tablo gibi
sunuyordum kendimi
o dağ deviren buluta.

Uçacak, gidecek n'olsa,
bir gece bir garibin dediği;
başından vazgeçmek değil mi
gerçeğe en uygun biçimde sevmek?

Sunakların içinde bir belirsiz sevgiyle
öldürebilirdim sevdiğimi bir gece-
ki yaraşırdı onun yakışık gövdesi bu sahneye.
Yapamadım.

Bir sığınaktık,
ona bana ve tüm cümlemize.
Ve küçük umutlar;
Ağrıdan ağlamaktan gayrı bilmeyen gözüme-
O'nu verdiler 
bana,
ben de sevdim.

adımın tınısının dahi kaybolduğu dünyada
hiç uyumadan, 
uyruksuzca ve usulca 
ama hiç uzlaşmadan

bugünün dünü hiç anmadığı,
hayır'ların evet'lere yapışık durduğu dünyamda,

külotsuz ve etekli bir kız çocuğu fütursuzluğuyla sevdim
koşan, ve sürekli kovalanan...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder