27 Aralık 2012 Perşembe

karaduvarüstünebeyazyazılar





-*Pervaza sabah üstü üşüşmüyor-
kanatlanıp uçmasında kuşlar.*-

Bir adamsa sokaktan yaralarını sararak geçiyor,
bütün ömrümü sarıyor elleriyle- 
(-Heeey!)
o ne çapkın bir gece!

(-'Bi kahve içmeyelim mi?')
Ertesi sabah diyoruz ertesi sabah-
Kemikli bir sarı surat, 
         en başarılı düşüşünü anlatıyor.
gözlerimiz polis lambalarını arıyor. 
Bakmıyoruz birbirimize.

sigaramızı içiyoruz, 
sigaramızı içip bir kere daha seviyoruz yalnız
sigaramızı.

(-'nasıl gidiyor'
-bildiğin üzre.
-'öyleyse kötü')

Bir sigara uzatıp dudaklarımı izlerken 
         korkarım balkonu dinliyoruz.
balkon soğuk duruyor, soğuk konuşuyor
balkon soğuk.

konuşacak mecalim kalmadı benim de;
bildiğiniz üzre.

(-'içeri geçelim mi?
-Olur.)

içeride bir saydamlığı delip içinden geçiyor adam,
Kadına ve maviye çalan bir hayalin içinden geçiyor.
ama heyecanın değil; hiç değil.
belgeseller ve öyküler tırmanıyor geceyi,
bir noktada herşey bütün;

dikkatimiz dağılıyor

(-'Yürüyelim mi biraz?'
-Olur.)

Çıkıp yolu koşuyoruz
Kısa bir hikayeye giriyoruz böylece
güzel bir adamın söylediği; 
orada herşey iç içe.


Bahçeyi görüyorum ilkin 
çevirip duvarı gösteriyor bana.
içiçe
ister istemez iç içe...

fütursuz, savurgan, asılsız zamanlarda
kuşların küllerinden doğduğu yerler buralar değil.
eminiz yalnızca bundan.

geçen şey zaman mı kestiremiyorum-
sokaklar mı geçiyor yoksa,
yürüyoruz;
köprü altları ve sabahın ilk saatleri,
çamurlara basarak ve pantolonlarımızın paçalarıyla.

evimin önüne geliyoruz,
vuslat olmadan veda da olmuyor.
Bu da değil öylesi.

bu gece acaba
seviştiğimizden mi, insanlığımızdan mı,
tahammülsüzlüğümüzden mi utanıyoruz?

(-iyi geceler
-iyi geceler)

3 Aralık 2012 Pazartesi

Meyhane Suskusu



Ucuz meyhane masalarında
sigara sessizliği...
Gariptir sesini duyuyorum dağ dingini kuşlarının,
susmak üzere gelmiş kumrular,
durmak üzere atıyor ritmi damarlarının-
bir hüzün
seni kovalıyor
yakalıyor beni,
ne yana dönsem can acısı 
bu kaktüs akşamlarda.

Ucuz meyhane masalarında
kareli masa örtüleri
ne derin bir okyanustur şimdi.
İkimizi ayrı kıtalarda kılan,
Okyanusları gebe bir kadın gibi
büyüten, çoğaltan
wegener kuramının canı cehenneme.

Bu gece de üzerimizde
klasik gerginliği-
heykel soyluluğu...
Bizim önümüz arkamız 
natürmort boku.
Ölümcül biçimde 
ikimizi de bir durağanlık solduruyor elleriyle burda;
(doldurdu adam), doldurdukça
Ucuz mey-hane masalarında,
bir küçük;
bir küçük daha
iz bırakıyor.