15 Mart 2012 Perşembe

Misafir


-koşarak ayrılıyorum yanından.-

Bir cesaret değildir o koşmada kadının ayakları
aksine bir devriliştir her adımda/
her adım yıkıktır biraz bu yüzden sevgilim
sana doğru olmayan.

şimdi tam şurada, varlığın-
bir ateş topu gibi dönüyor ve yakıyor alnımı
ve şurada da dudakların bastırıyor alnımdaki yangını.
son kez öpücük/

ki seninle hiç sonu gelmeyecek bir düşün içinde

son kez öpücük/ diye birşey yok.
yüreği yakan bir el tutuşması.

seninle/hiç sanmam/son diye bişey yok.

Koşarak ayrılıyorum yanından,
gördükleri gibi değil- bu bir veda değil;
bu bir şiir.

bu senin dudakların
burnun
ve gözlerinin kahve-yeşil alacasına yazılmış bi şiir

bu ikimizden ve bitkilerden,
martılardan, garlardan ve "elden ayağa düşürülmüş o sihirli sözcük"ten
doğan ve büyüyen bir şiir.

yüzüne her dokundukça-
olgunlaşan
ve herşeyle barışan bir kadının şiiri bu.

avuçlarının içinde uyuyorum, yaşam çizginin içinde;
soluk alıp verişlerim hep bununla bir/ hep seninle.
yeniden yeniden yeniden tohumunu döküp kendine büyüyen
bir akşam sefası gibi
kalbimiz.
ah önce hep o var.

sonra
dudaklarımız birleşiyor,
sonra hasretimiz,

dinmiyoruz yüreğim!
ve dinmeyecek mevsimin değişmesiyle yağmur
işte bu doğruyu yüreğimizde ısıtıyoruz
hiç üşümüyoruz bu yüzden.

hiç sanmıyorum zaten/ seninle üşümek diye birşey yok.

vedalaşıyoruz...
dudaklarımız buluşuyor önce,
hasretimiz birleşiyor sonra,

-koşarak ayrılıyorum yanından.-

Park


Bir yer vardı orada;
Kırılmışlığımız,
umutsuzluğumuz,
mutsuzluğumuz yoktu,
sanki hiç olmamıştı.
Yüzümüzü okşayan rüzgar,
kulağımıza fısıldıyor- böyle söylüyordu.
yaşamak güzeldi...

yaşamak bizi seyrediyordu.

kalbini önce
kalbimi sonra bulduğum
vücudunu önce
vücudumu sonra bulduğum

bir yer vardı;
uzaktı-adını hatırlamıyorum.
hiç de yakın değildi
ve zaten adını hatırlamıyorum
ama oraya çok yürümüştük...

olsun'du
her sokak başında öpüşmüştük/
ellerini önce
ellerimi sonra hissettim.

uyuşmuştuk bir de.

yağmur vardı sonradan gelen,
kulağımıza fısıldıyor,böyle söylüyordu,
yaşamak güzeldi.
nefes almak kolaydı.
tanrı bizi seyrediyordu
oysa "tanrı bizdik"

kilitlenmiştik
ama
hafifliyordu
rüzgar kadar yağmur da.
sonrası sıcak bir yolculuktu.
ve
orada
yaşamak neydi?

3 Mart 2012 Cumartesi

Onbuçuk*


kocaman yeşil bir parkta; bir şarkı söyledim
tam içimden.
Bütün bir ömrü alırdı içine açsa kapılarını-
oysa acıtıyordu yalnız;

onbuçuğa biletim vardı.

herşey güzeldi ve doyumsuz,
sözsüz ve şarkısız da güzel tenin-
çocuğu gözlerinin//

Ellerini hiç söylemiyorum,
çocukluğum-sırdaşım
ve en naif, tılsımlı anı ömrümün,
işte birleşiyorduk
ağzımızdan trenler ve vapurlar
gidip-geliyordu şehirler arası.
Oysa sizin oralar deniz nedir bilmezdi.

ve on buçuğa biletim vardı.

Beni suratın ağırlamamıştı,
suratın uğurlamadı
seninle uyuyorduk/ biletim elimde terliyordu.
Yüzümüz ıslaktı, yağmur yağmıyordu.
Lirikti dünya,
omuzlarımızdan inmişti lirik,

on buçuğa biletim vardı.

gitmek üzere gelmiş iki güvercin gibiydik,
Önce bir ormanı uçtuk, sonra bir parkı
sonra üç şehri,
bir kaç binanın üzerinden yavaşça süzüldük
son bildiğim;
yere inmedikti,

Biletin bir nüshasını biletçiye verdim,

Martılar intihar ediyordu İstanbul'da
Bahar uzaktı.
sen tam şurada bir yerdeydin
Adın bana yaşatan herşeyi andırıyordu,
adın bana; dünyayı andırıyordu,
Sabah pervazda güvercinler/
GÜNAYDIN deyip gülümsüyordu,

belki sen değildin hiç biri
/sevgilim/
inanması bile çok güzeldi...


Aylar önce on buçuğa kesilmiş
Biletin yarısını
cüzdanımda saklıyorum...


1 Mart 2012 Perşembe

Öfke*


kafatasını açıp içerideki duruma bakmak istiyorum.
gidişatını tutup elimle rayına sokasım var.
ya da ölebilirsin en kısa yoldan, öyle ya iş bazen ölüme düşüyor,
seni kandıracak bile kimsen yok, yaşama inanmıyorsun.
ölümün kapısına gideceksin ama ayakların yok-
yarı hayvan yarı insan bile olamıyorsun şu dünyada
öyle bir yoksun
ayakların da öyle bi yok.

tutup boynundan seni şu ağacın tepesine oturtasım var,
ufacık beynini sincapların kemirdiğini izlemek istiyorum.
yahut yalpaladığın o yolda;
gidişhatını da tutup elimle...
-rayına sokasım var!-