27 Şubat 2012 Pazartesi

Oysa varsın



Aşkın tüm o nizamından tek bir adımla
Çıktım;
Önce kalbim acıyor
Sonra; kalbim…

Kalbim; bir kalbin var senin,
Ne de güzel bir kalbin var senin!
Yitirdiğim
Yitirdikçe
Kaybolmayan,
Asla reddedilemeyecek bir anne gibi
Büyüten ve büyüyen…

Acıyla harmanlıyorum saçlarımı
Seni yitirdikçe,
Yoruyorum zamanla kendimi.
Yine de geride yalnız sen kalıyorsun,
Belki yalnız
Belki değil
Yadsınamaz asla yine de
Sen gerçeği

Ve karar alıyorum bir gece
Kimse kim
Aldatacağım herkesi seninle.

Çünkü herkes verir bu kararı bir gün,
Hep aldatır birilerini yalnız bir kişiyle.

Önce sen susuyorsun sonra ben.
Kuşlar var sonra suskunlardan
Susmakla sınırlı
Suskunlarla dolu bir gece…

Kalbimi kanatıyorum
Bir yaranın kabugunu deşerek,
Ve geçerek bir şehrin içinden
Mağlup bir asker gibi.

Önce kuşlar susuyor
Sonra ağzın.

Ağzın öperken başka,
Susarken, konuşurken başka bir alem.
Ne de güzel bir ağzın var senin!
Kaçtığım; kaçtıkça benim olan.
Bir kedi gibi, masum ve sevgili…

Acıyla harmanlıyorum gövdemi
Seni yitirdikçe.
Uzağı buluyorum,
Ülkem ediyorum.
Sınır komşum oluyorsun, 
Yadsınamaz sen gerçeği.

Ve karar alıyorum bir gece
Kimse kim
Aldatacağım herkesi seninle.

Çünkü herkes verir bu kararı bir gün,
Hep aldatır birilerini yalnız bir kişiyle.

Önce ellerin var, sonra yokluğun…
Yüzün var bir de yok’lardan
Yoklukla dolu bir gece…

Ağlıyorum,
Yoksun.
Gülüyorum,
Yok.

Vazgeçiyorum bir şehrin düşünden
Tam da bir kadın gibi.

Bu hayat bağlıyor ellerimizi
Üstelik birbirimizin ellerine değil!

Önce ben susuyorum, sonra sen…

26 Şubat 2012 Pazar

Ağırlık


Uyanmak.

Her seferinde daha bir uyanmak-(ağırlığı),

Sensiz her seferinde,

sensiz günün ağırlığı,

Birbirini kovalıyor böcekler gibi aynı.


Saçlarım uzuyor, görmüyorsun.

Kilo alıyorum kilo veriyorum görmüyorsun.

Zaman vücut bulmuş, ben ona sarılıyorum’

(un ağırlığı)…

Ve vakitsizliğin özlemi/

Vakitsiz çıkıp gidişlerin

Çıkıp gelişlerin ağırlığı…


Yasak olanı sevmenin kederi

/de/

boynumuzun borcu.


Oysa her şey rayında,

Oysa trenler işlemiyor.


Ağladığıma bakma,

Sevgilim,

Dünya yolunu bulup

Elbette ki dönüyor.


(ve bu mutlak düzende, hayret bir şey değildir küçük bir kızın kayboluşu)


Uyanmak,

Her seferinde sessiz,

Günaydınsız ve

Kahredici ki giyinik/

(Giyintinin ağırlığı)

“Yüreğime dokunan elini,

Her sabah

Daha

Fazla

Hissediyorum”un

Giyotin kılığından, daha kötü olamaz.


Görünmedik, yürünmedik bir yerde

Bir hayat süregelirken-

Dünyam, dünyam!

Elbette ki yerinde durmaz.


17 Şubat 2012 Cuma

Bir gece İki gün ve Bahçe


Bahçeye çıkıyorum, bağırıyorum bağırdıkça,

Bu yer senin yerin,
yatağın var önce/ sonra düşlerin/
Bu tohumları sen ekmişsin geceden, sabaha çınar olmuşlar
Koşuyorum içinde çitlerin/ rüzgara aşık bir at gibi,
Sabaha çınarmış tohumlar ama sen yoksun.
Kimse yok.

Yerine
Bir garip aksi var yüzümün
işte tam da bu sabah

Elimi
Alnıma
Götürüyorum./
Bir akşamüstü omzunda ağlayan
Gece kollarının içindeki
Yurtsuz bir kadının alnı bu.

Bahçedeyim, çok olmamış / sen gitmişsin.
Bana bakmıyorsun, çünkü yoksun,
Çünkü yokluğun var, varlığın yok
Ben aşığım sana, ağlıyorum çiçeklere.
Ben aşığım sana ve durmadan ağlıyorum çınarın gölgesinde,

Aşk yerini bulur gibi/kayboluyor
Her seferinde.


Bahçeye çıkıyorum, bağırıyorum bağırdıkça,
Yoksun.

11 Şubat 2012 Cumartesi

Hüznün Kokusu



senin yüzün, dudakların hüzün diye bağırıyor
tüm gülüşlerimize rağmen,
tüm gülüşlerdeki
yüreğimden yüreğine açılan kapılara rağmen.

bir çok şey yerinden oynuyor işte bunlarla birlikte;
bir adam akordeon çalıyor metro girişinde
ve iki genç bir şiiri okuyorlar karşılıklı,
hava kararmış,
akşam;
ışıltılarıyla parlıyor bir dünya
ve dudakların hüzün kokuyor yine de.

ve milyonlarca duygunun yanında
hüznü de konduruyor tenime,
tenime...

düşlüyor (-dikçe)
istiyor(-dikçe)
bağlanıyor(-dıkça)
seviyorum .

5 Şubat 2012 Pazar

Aldanan kız


Sen onu kız kulesi sanıyorsun;
gecenin karanlığında,
Oysa vapurun ışıklarını görüyorsun yalnız
Ve sanıyorsun ki evren o
ya da kanatlarının altında.
Oysa o; kanatlarını taşıyamayacak kadar cılız.

Ve koştuğunun, emeğinin teri değil
alnındaki ıslaklık
Sabahın çiyi yalnız.
Beş dakika evvel,
sizin için çalmadı ıslığını
sokaktan geçen hırsız.

Ve böyle;
gamsız, adsız, aşksız
süregelirken dünyan-
Uyanmanı dilerim.
gönlümün adının her harfine
bir nağme bulduğu kız.

1 Şubat 2012 Çarşamba

Elif Ben


Anıyorum; sıcak bir odada,yağmurlu bir havada,camın buğusuna adımı yazdığımı/
İnsanlar uçup gitse bile,adları bir tını gibi kalıyor, ne garip! / Elif ben /

Lakin sizin isminiz yapışkan bir salyangoz gibi kulağıma yapışan,
zihinimn içinde bir o yana bir bu yana gidip geliyor.
Ben o camda mıyım hala, o yatağın içinde, yorganın altında mıyım bayım,
çünkü burada inanın şiddetle düşleniyor, lanet bir hayal* varlığınız.

Anlıyorum, terlediğimiz geceleri bu gün.
Anlıyorum kaçışlarımı ve tüm sığınmalarımı,
bana aşık olduğunuzu anlıyorum o gece,

aşkın başı da sonu da o gecede.

İnsanlar uçup gitse bile adları bir tını gibi beynimde, her yerde ne garip.
Bir bir, her birinin üstelik, ben bir yolu yürüyorum benimle yürüyorlar.
Hoş, bir yokuşu çıkıyorum, yalnız gibi/değil.
Kocaman keyifli bir sabaha beraber uyanıyoruz
/salyangoz sümüğü/ her yer yapış yapış ve isimleri dönüyor duvarlarda.

Anlıyorum, terkedildiğim sabahları bu gün.
Ve bana dönen yolları, /biliyorum/
ve yine de
Çekilmez bir ağırlığı yok adımın tınısının; / ben Elif…/...

Mini Yakarış


Dünyanın bilmem kaç düzleminde

oturup çay içiyorum

içerken düşünüyorum

sen beni unutuyorsun bu sırada


sen beni unutmasan

bütün mutsuzluklar

mutlulaşacakken


sen beni unutuyorsun

ben kurabiye yiyorum

ellerim dökülmesinden korkarak

oysa umrumda olmaz;

sen beni unutmasan.


Bütün mutsuzluklar

uçuşur


bir etek gibi

yaşıyorum

evet


rüzgarı seven bir etek olabilirim anca.


İnsana dair herşeyin yitip gittiği günlerde


oturuyorum bir kaç şiir

bir kaç bin sigara

ses yok,

ten yok


oysa sen beni unutmasan

böyle mi olur bu balkonun hali?


Pervazda çiftleşen kuşlardan soralım,

böyle mi olur?


ben bir düzlemdeyim,

düzlem bende

- insan yok -

çay içip kurabiye yiyoruz.


ellerim var

onlar ikimizin elleri.

bak nasıl da ellerim kollarıma kilitli

kollarım omuzlarıma

omuzlarım yüzüme

yüzümü hatırlıyor musun?


sen beni unutuyorsun bana bakıp

göğsüme bir ağırlık çöküyor.

oysa unutmasan öyle mi?

Oysa Yalnız



İçinde gözlerinin,
içinde gözlerimin,
Hazır sevişmişiz
Bir cam ötede kar yağarken,
Terlemişiz hazır;
Gülüşelim dedik
Başka bi şehre nazır.
Yollar açık, yollar düz
Ve içimizde bir bilinmezin mayhoşluğu,
Sanki adresimize düşüveren
Tüm hayatları yenmiş'liğin hoşluğu,
Sevinelim dedik...

Aşık sandılar bizi
Oysa ellerimi seviyordun yalnız.

Gelmenin faydasız,
Gitmenin anlamsızlaştığı zamanlar vardı bir de
Kalbimin çarpıntısı artakalıyordu her defasında.
Dudaklarımın düşmesi vardı bir de,
Ama sanırım uyuyordun
Ve her zaman uyuyordun.
Kapının ardından nefesini duydum,
Koşulsuz huzurdu bu;

Aşık sandılar bizi
Oysa orada olmanı seviyordum yalnız.

Kara bir gece üstümü örttü gündüzün,
Bir zerre bırakmadım üzerinde öpülmedik,
Geçti sonra...
Sonra geçti tren raylarından
Herşey gibi karanlık...
Biz bir kaç kişiydik o dem,
Sense içinde çoğul,
Sen içinde kocaman bir kaç insandın; adam ve dişi.
Ve olgunca yaşadık bize verilen hayatı seninle,
Şarabı hiç dökmeden, dökmeye meyletmeden.

Aşık sandılar bizi
Oysa ölmeyeceğimizi sevdik yalnız.

Zaman yine başka bir iklimle dondu bir kaç gün.
Sonra toprağa indik.
Gök güzeldi, yer soğuk...
En yalnız kadın bile çoğuldu,
Sana tutunuyorduk.
Kimsek; hepimiz,
Bütündük sabaha doğru içimde bir şarkı çalarken;
Sen duymuyordun, onlar biliyordu
Tınısı güzel bir şarkıydı,

Aşık sanıyorlardı bizi
Oysa bir şarkıyı seviyorduk yalnız.

Kırgınlıklar ve Ay ve Gece




Bir kadındım, el kadar.
Yakın gecelere ve gecelerden uzak.
Kalbimin atışını duyumsuyorum,
bendir geliyor aklıma ve,
bir garip ritim...
Evet diyorum ,
"nasıl da açık ay ve gece!"
ve nasıl da benim oluveriyor aniden
ay ve gece...
Hayret biçimde düşlüyorum,
biliyorum
kırılmaz bir kere daha, kırılmış bir kadeh,
çünkü bir kere kırıldığı zaman zaten artık bir kadeh değildir,
ve yokluğunda kırmızı şarabın,
kadehe bakıyorum dalgın...
Kırgın orada,
el kadar bir kadınım diyorum...